Finansal Kaygıların İlacı Çeviklik

“Agility” yani çeviklik ile; bilgiye daha kolay ulaşma, sürekli ve sürdürülebilir iyileşme, müşterilerle daha yakın ilişkiler kurma, yeni ürünlere odaklanma ve değişim kültürü gibi birçok faydayı işaret ediyoruz.

Çevikliğin, iş performansını etkileyen süreçlere katkıları yadsınamaz bir gerçek, fakat bu reaktif gücün yanı sıra, proaktif olarak da büyük bir yeteneği bulunuyor. (Thriving in E-Chaos: Corporate Strategy for Uncertain Times). Bu yazımda, özellikle bu etkileyici faydanın altını çizmek istiyorum; çünkü değişime tepki verme yeteneğimiz, geleceğimizi belirliyor.

“Proaktif” ile, organizasyonların yeni fakat belirlenmeyen gelecekteki ihtiyaçlarının karşılanmasını kastediyorum. Firmaların, beklenmeyen değişimlere uyum sağlama yeteneğini geliştirmesi, rekabetçi avantaja ulaşabilmesi ve bunun sürdürülebilir olması için çok önemlidir. Proaktif olmak, ilk hareket eden olmakla birlikte, ilk öğrenen olmayı da içerir. Hızı ne olursa olsun, sadece reaktif güce sahip firmalar, her iki güce de sahip olanlar karşısında her zaman kaybetmeye mahkûm olacaktır. Kısaca geleceği hızla kavrayan kazanacaktır.

Firmaların birçoğu kısa vadedeki aciliyetlere daha hızlı tepki vererek, pazarda ilk olmayı hedefliyor. Buna ek olarak, uzun vadede de pazar eğilimlerini farketmek ve bunlara göre tepki verebilme yeteneğini geliştirmek gerekiyor. Özellikle değişken piyasa koşullarına sahip ortamlarda ayakta kalabilme düşüncesi, bu yeteneğin önemini daha da arttırıyor.

2014, Türkiye için büyüme, istihdam, enflasyon ve işsizlik gibi konularda zor bir yıl oldu. Enflasyon yükseldi, TL değer kaybetti, büyüme yavaşladı ve işsizlik artmaya devam etti. Siyasi arenada yaşanan tartışmalar ise, ekonomideki istikrar arayışını tehlikeye soktu. Buna ek olarak Amerika’nın faiz arttırımı, Avrupa’da ve Japonya’da yaşanan durgunluk, Rusya’nın resesyona girmesi, Çin’in yavaşlaması ve Ortadoğu’da yaşanan gerilimler düşünüldüğünde; global anlamda belirsiz ve çalkantılı bir ekonomi ile karşı karşıyayız.

Her ne kadar IMF, raporunda 2015 yılında Türkiye için %3.4 büyüme beklentisi olduğu belirtilse de; Ocak 2015 ihracat payı, geçen yılın aynı ayına göre %9.8 azaldı. Petrol fiyatları düşüş gösterdi fakat Türkiye’de enflasyonun yükselmesi rekabet gücünü azaltıyor. Dolayısıyla gelecek dönemlerde Türk mallarını dış pazarda bulmanın zorlaşacağını söylemek yanlış olmayacaktır. FITCH yıllık kredi görünümü konferansında 2015 Euro bölgesi büyüme beklentisini Aralık ayında, bir önceki döneme göre 0.2 puanlık düşüşle, %1.1 olarak açıkladı. IEAD anketin de ise, ABD ekonomisinin canlanacağına dair %70 gibi yüksek bir beklenti bulunuyor. Bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülke ekonomileri için sıkıntılı yaratabilir; çünkü Amerika’dan düşük maliyetle borçlanan yatırımcılar, bu paraları Türkiye gibi daha yüksek faiz veren ülkelere aktarıyordu. Bu durumun değişmesi, Merkez Bankası’nın faiz oranlarını indirerek, yurtiçi büyümeyi destekleme imkânlarını kısıtlayacaktır. Bu arada devlet, cari açığı kontrol altına almak için de yurtiçi talebi dizginlenmeye çalışıyor.

Şirketlerinin büyüme hedeflerine karşı tehlike oluşturabilecek olası ekonomik, politik, sosyal ve ticari tehditler sorulduğunda CEO’lar; %78 oranla ağır yasal düzenlemeleri, %72 oranla da devletin mali açığını gösteriyorlar. Ayrıca yükselen vergiler, jeopolitik belirsizlikler ve sosyal istikrarsızlık büyük tehdit unsurları arasında yer alıyor. (2015 PWC – 18th Annual Global CEO Survey)

Key Threats 2015 PWC - 18th Annual Global CEO Survey

2015 PWC – 18th Annual Global CEO Survey

Günümüz koşullarında, ekonomik ve politik değişimlerin yanı sıra, sektördeki oyuncularda da değişim gözleniyor. Müşteriler artık daha hareketli ve kullanmış oldukları ürünü, hizmeti, sektörü hatta ülke seçimlerini bile değiştirebiliyorlar. Buna bağlı olarak şirketlerin, faaliyet gösterdikleri sektörün dışında yatırım yaptıklarını, çalışanların farklı sektörlerdeki şirketlere transfer olduklarını görüyoruz. Ankete katılan CEO’ların %54’ü, son 3 yılda yeni bir sektöre ya da alt sektörlere giriş yaptığını belirtmiş.YapıKredi CEO’su H. Faik Açıkalın, bu durumu şu şekilde yorumluyor: “Eskiden sadece sektör içerisinde rekabet oluyordu. Bankacılık sektörüne giriş oldukça maliyetli ve neredeyse imkânsızdı. Ancak, digital dinamikler giriş engellerini zayıflatmaya başladı. Bu bağlamda, start-up’lar da dahil olmak üzere teknoloji şirketleri, telekomünikasyon, perakendeciler, sosyal ağlar gibi herhangi bir sektörden rakipler ortaya çıkabilir.”

Rakipler artabilir, yarış daha da zorlu olabilir. Çözüm, müşteriyi daha yakından tanımak ve sürece dahil ederek, ihtiyaçlarına en kısa sürede çözüm bulmak olacaktır. Bu nedenle Agile dönüşüm sürecinde bahsetmiş olduğumuz ‘müşteri ile devamlı iletişim halinde olma’ ve ‘en kısa sürede değerli çıktı üretmeye odaklanma’ gerekliliği ortaya çıkıyor.

“Eskiden; mevcut ürünlerle, rakiplerimizden daha çok çalışarak pazar payımızı arttırırdık. Bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Rakiplerimizin ne yaptığı bizi bu kadar ilgilendirmemeli. Tüketicinin ne istediğine odaklanmalıyız.” -Dong Mingzhu (President & Chairwoman of Gree Electric Appliances Inc.)

CEO’lar, geleceğin liderleri için stratejik ve esnek düşünme kabiliyetinin en önemli yetenek olacağını belirtiyor. Bunun için de küresel anlamda iç ve dış değişim faktörlerinin izlenmesi, müşteriler için en büyük değer yaratan süreç ve faaliyetlerin tespit edilmesi, esnek bir iş modelinin izlenmesi gerekiyor.

Bir yandan ürün yaşam döngüsünün kısa oluşu, pazar çeşitliliğinin artması; bir yandan da değişen koşullarda kar elde edebilme, yüksek performans sergileme ve müşteri talepleri doğrultusunda yüksek kalitede ürün üretebilmek için, en geniş kapsamlı çözüm çevik (Agile) olmaktır. Ortak bir vizyon ve esnek bir yapı, bilginin kurum içersinde yayılmasına ve geleceğin önceden tahmin edilebilmesine olanak sağlar. Bu değişimi sadece bir birimde, ya da takımda değil, bir yaşam biçimi olarak organizasyonun her hücresine aktarabilmek gerekir.

Çiğdem Özdikmen

Ahmet Akdağ

Ahmet Akdağ

Yorumlar

Henüz bir yorum yapılmamış