Hürriyet – Bizleri bekleyen “çevik” dönem

Mehmet Yitmen / ACM Yazılım İş Geliştirme Yöneticisi 23 Şubat 2010

Değişimin kaçınılmaz olduğu bir dünyada, bilişim sektörünün birçok sektöre oranla bunu daha belirgin bir şekilde yaşadığını söylersek yanlış olmaz.Bilişim sektöründeki değişim sadece teknolojik gelişmelerle sınırlı olmamakla beraber, kavramların ve yaklaşımların değişmesi gibi kapsamlı yenilikleri de içermektedir. Dahası, köklü ve kalıcı olması beklenen bu yenilikler de yerini çok geçmeden başkalarına bırakabilmektedir. 1950 yılında bilgisayarın icadından beri geçen süreçte internet, GSM gibi bilgisayar tabanlı yeni kavramların ortaya konulması bilgisayar sektöründeki değişim hızının ne kadar fazla olduğunu bizlere göstermektedir.

Daha yakına, günlük kullandığımız teknolojilere bakacak olursak da her 3-5 senede bir web kullanım deneyimimizi tamamen değiştiren, web 2.0 -ve yakın zamanda kendini gösterecek olan web 3.0- gibi yeniliklerin geldiğini görüyoruz. Dolayısıyla teknoloji dünyasındaki değişim, yaşama alışkanlıklarımızla temel düzeyde bir etkileşime geçmiş durumda ve teknolojinin gelişmesine katkı sağlayan ve bu gelişimi küçümsenmeyecek seviyede hızlandıran bir kitle oluştu. İşte böylesine hızlı değişen bir sektörün alt kırılımı olan yazılımın, teknolojinin değişim hızını artıran lokomotiflerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Peki böylesine hızlı gelişen ve değişen bir sektörde bizi neler bekliyor ve biz bu değişimi ne gibi yöntemlerle yönetmeliyiz?

Değişen dünya koşullarının, değişebilen yazılımların gelişmesi gerekliliğini doğurduğu bir gerçek. Fakat, bugüne kadar bu değişiklik gereksinimleri sanki yokmuş gibi davranmayı ve çoğunlukla bu doğrultuda pek de esnek olmayan yazılımlar üretmeyi tercih ettik. The Standish Group’un 2009 yılındaki araştırması da bizlere yazılım üretiminde dünya genelinde ciddi verimsizliklerle karşı karşıya olduğumuzu, yazılım projelerinin başarı oranının sadece %38 seviyelerinde olduğunu göstermektedir. 2009 yılında tüm dünyada yaşanan ekonomik krizi de göz önünde bulundurursak, yazılım sektörünün bu denli verimsiz bir üretimle uzun süre hayatta kalamayacağını ve ekonomik baskılar neticesinde hızla verimliliğini ve esnekliğini artırmak yönünde kaçınılmaz bir değişim sürecine girmesi gerektiğini söyleyebiliriz.Aslında yazılım sektöründe gerçekleştirilme ihtiyacı duyulan bu değişim süreci 2000’li yılların başında Agile (Çevik) metodolojilerin yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte Kuzey Amerika ve Avrupa başta olmak üzere dünya genelinde bir ivme kazanmıştır.

Agile (Çevik) metodolojileri kullanan şirketler, proje başarı oranlarını %38’den %80’lere çıkarmayı başarmışlar ve müşteri memnuniyetlerini maksimize etmektedirler. Bu doğrultuda, Google, Yahoo, Microsoft gibi yazılıma yön veren şirketlerin de içerisinde bulunduğu birçok teknoloji ve yazılım firması, geçtiğimiz son beş yılda Agile metodolojileri tercih etmeye başlamıştır. Agile (Çevik) metodolojilerin tercih edilmesinde, bu yaklaşımların sağlamakta olduğu verimlilik artışı, yazılım geliştirme maliyetlerindeki düşüş, sağlanan esnek yapı, artan müşteri memnuniyeti ve yatırımların geri dönüş hızının artırılabilmesi gibi önemli etkenler bulunmaktadır.

Türkiye’ye bakacak olursak, teknolojiye önem vermek zorunluluğunda olan kurumsal şirketlerin ve yazılım şirketlerinin 2009 krizinden sonra daha da zorlaşan dünya piyasalarında hayatta kalabilmek ve rekabet edebilmek için daha kaliteli, esnek ve verimli projeler üretmeleri gerekmektedir. Bu nedenle de önümüzdeki yıllarda Türkiye’de de yazılım geliştirme süreçlerinin tüm dünyaya paralel olarak (biraz gerisinden gelerek de olsa) bir değişime gireceğini ve bu değişim sırasında tüm dünyada olduğu gibi özellikle Agile (Çevik) metodolojilerin tercihler noktasında önemli bir yere sahip olması gerektiğini söylememiz gerekiyor. Türkiye’nin teknoloji alanında ilerleyebilmesi ve dünyanın teknoloji üreten önemli ülkeleri arasında yer alabilmesi için bu değişimin hızla hayata geçirilmesi gerekmektedir.